KUREYŞAN OCAĞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER VE VARTO KOLU



“Cümleler doğrudur sen doğru isen,

  Doğruluk bulunmaz sen eğri isen.”

                                          Yunus Emre

 
          Bilindiği üzere Kureyşan Ocağı, Anadolu’daki en eski ve köklü ocaklardan biridir. Bu görüş ekteki suret soy seceresinin fotokopisindeki Türkçe tercümeden de anlaşılmaktadır. Ehlibeyt neslinden olan Kureyşanlıların ilk soy seceresi, Hicri takvimin 150. senesinde Abbasi Devleti tarafından yazılmıştır. Sonrasında Anadolu Selçuklu Devleti sultanlarından Alaattin Keykubat tarafından Hicri 641 senesinde, Tunceli’nin Mazgirt ilçesinde bulunan Bağın Kalesi’nde Seyyid Mahmud-i Kebir’in keramet göstermesi sonucunda tuğralanmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti döneminde padişahlar tarafından tasdik edilmiştir. Ekteki secereye baktığımızda 10. sayfada secerenin Hicri 1084 senesinin Muharrem ayında Bağdat’ta bulunan Şeyh Abdülkadir Geylani’nin tekkesinde alimler, talebeler ve halk huzurunda noksansız olarak tasdik edildiğini görüyoruz. Suret secereden anladığımız kadarıyla, secerelerin belirli zamanlarda yenilendiğini görüyoruz. Orijinal nüshanın ise devlet hazinesinde muhafaza edildiği ifade edilmektedir. Aynı sayfada, asıl soy secerenin Sultan Murat Hüdavendigar ve öncesindeki padişahlardan önce de var olduğu belirtilmektedir. Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alemdar Yalçın hocanın başkanlığındaki Türk Kültürü Hacı Bektaş-i Veli Araştırma Merkezi’nin yapmış olduğu araştırmaya göre  Vakıflar Genel Müdürlüğü, Etnografya Müzesi ve Milli Kütüphane’de Kureyşan Ocağı ile ilgili yaptıkları araştırmalarda devlet hazinesinde olması gereken asıl secerenin bu kurumda olmadığı tespit edilmiştir. Devlet hazinesinde bulunmayan bu secereyi “Doğu İlleri ve Varto Tarihi, 3.b, Ankara” adlı eserin yazarı Mehmet Şerif Fırat Muş ili, Varto ilçesi, Çaylar nahiyesi, Tuzlu (Şoruk) köyünde ikamet eden Derviş Gevr ocağından rehberi Cafer Beyazyıldırım’ın evinde ve ceylan derisine yazılı olduğunu gördüğünü, Alaattin Keykubat’ın mührünü taşıdığını belirtmektedir. Araştırmacı yazar Nejat Birdoğan, 8 arkadaşıyla birlikte bu secereyi Cafer Beyazyıldırım’ın oğlu Cemal Beyazyıldırım’ın evinde gördüklerini ve Mehmet Şerif Fırat’ı doğruladıklarını belirtiyor. Ayrıca bu ceylan derisine yazılı secerenin Cemal Beyazyıldırım’ın evinde olduğunu Varto’da bulunan Hormekan ve Lolan aşiretlerince de bilinmektedir. Ayriyeten Berlin cemevi başkanı ve Cemal Beyazyıldırım’ın yeğeni Metin Küçük’ün Almanya’da yayınlanan Ware dergisindeki makalesinde Mehmet Şerif Fırat’ın bu secereyi okuduğunu açıkça itiraf etmektedir. Buna rağmen Cemal Beyazyıldırım’ın oğlu Nuri Beyazyıldırım, Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğretim üyesi Ali Yaman’ın “Kızılbaş Alevi Ocakları Hakkında Tartışmalar” adlı makalesinde, Mehmet Şerif Fırat’ın söz konusu secereyi görmediğini söyleyerek hem öz akrabası Metin Küçük’ün ifadelerine hem de Mehmet Şerif Fırat’ın kendi yazdığı kitaba ters düşerek bunu inkâr etmektedir. Kureyşan Ocağı’nın hiçbir ocak hakkında bugüne kadar herhangi bir suçlayıcı açıklaması olmadığı halde Metin Küçük’ün ve dayısı Nuri Beyazyıldırım’ın Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğretim üyesi Ali Yaman’ı araması tesadüf eseri değildir. Çünkü Ali Yaman hoca, Berlin’de bir araya geldiği Metin Küçük ve dayısının oğlu Nuri Beyazyıldırım’ın akraba oldukları halde ayrı 2 ocağın mensuplarıymış gibi nakletmesi ve Derviş Gevr ocağının mensuplarının ocaklarının adını Derviş Beyaz olarak değiştirmesi, akabinde yeni bir ocak oluşturmaları (!!!) doğruları inkâr ettiklerini açıkça gözler önüne sermektedir.

            Ben de doğruları, hem Ehlibeyt evladı Kureyşan Ocağı hakkında yapılan yersiz atıflara karşı hem de Ehlibeyt nesline yapılan bu saldırılara karşı, bölgede yaşayan ve secerede de adı geçen 12 aşiretin ileri gelenleriyle yapmış olduğum istişareleri ve bulmuş olduğum yazılı kaynakları kıt da olsa kamuoyuyla paylaşmayı bir borç bilirim. Umarım Derviş Gevr Ocağı mensuplarından Beyazyıldırım ailesi, ceylan derisine yazılı bu secereyi, Kureyşan Ocağı kadar secerede adı geçen 12 ocağın da hakkı olan bu secereyi ortaya çıkararak kamuoyuna sunarlar. Ne yazık ki Derviş Gevr Ocağı’nın talibi olan merhum Mehmet Şerif Fırat 1940’ta “Bu secere sizin değildir, Kureyşanlılarındır!” dediği halde rehberi Cafer Beyazyıldırım bu secereye 1950 li yıllarda Mehmet Şerif Fırat’ın vefatından sonra babasının, kendisinin ve çocukarının adını yazdığını Berlin cemevi başkanı Metin Küçük’ün yazısından öğreniyoruz. Bu da tarihe ve Ehlibeyt’e ihanettir!!! Bu secerenin akıbetinden de endişe duymaktayım. Bu yaptıkları yetmezmiş gibi bir de Tunceli’de vali Kenan Güven’in 1997’de ortaya çıkardığı, yeminli mütercim Süleyman Yaşar’ın eksik de olsa tercüme ettiği ve Ankara 2. noterinin de tasdik ettiği ekteki suret soy secereyi gören Derviş Gevr Ocağı mensubu Metin Küçük ve dayısı Nuri Beyazyıldırım foyalarının meydana çıktığını görünce paniğe kapılarak Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğretim üyesi Ali Yaman’ı arayarak kendisine yalvardıklarını ve kendisinden yardım talep ettiklerini Ali Yaman’ın “Kızılbaş Alevi Ocakları Hakkında Tartışmalar” adlı makalesinden anlıyoruz. Ayrıntılı bilgileri sayfamdaki diğer yazılarımda belgeleriyle bulabilirsiniz.

           

            İslamiyet’in yayılışından günümüze kadar, Ehlibeyt neslinden olan Kureyş Baba evlatları Ehlibeyt nesline hizmet eden hiçbir ocağın lehinde veya aleyhinde herhangi bir açıklama yapmamışlardır, yapmazlar da. Bilâkis, biz Kureyşanlılar olarak Ehlibeyt ve 12 İmam nesline Hizmet eden ve saygılı olan kişileri, Alevi veya Sünni olsun hiçbir ayrım yapmadan onları sevgiyle kucaklıyor ve saygı gösteriyoruz. Ancak günümüzde bazı Mualif-i Gulüb mensuplarının ortaya çıktığını, birtakım yalan haberler ve kelime oyunlarıyla Ehlibeyt neslinden olan Kureyşan ocağına saldırdıklarını görüyoruz. Biz Kureyşanlılar, bu çirkin atıfta bulunan şahsiyetlere karşı hak ettikleri cevapları vermek zorundayız.

            Kureyşan Ocağı’na saldıran bu Mualif-i Gulübler çok iyi bilsinler ki tarihi inkar etmek, tarihi belgeleri yok etmek veya yok saymak, hakaret etmek acizlerin ve zavallıların kişiliğini sembolize eder.

           

Mualif-i Gulüb Tabirinin Anlamı:

 

İslamiyetin ilk yıllarında savaşlarda elde edilen ganimetlerden pay alan ve İslamiyet’e ısındırılan, yeni Müslüman olan kimselerdir. Ehlibeyt nesli mensupları asla bu ganimetlerden pay almamışlardır. 1995’teki Alevi açılımından sonra buna özenenleri İnternet sayfalarında ve TV kanallarında görüyoruz. Böyle biline!!!

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !